Hukuk Hakkı Korumaktır

Makaleler

Korona Virüs Salgını Kapsamında Alınan Önlemlerin Özel Öğretim Kurum Sözleşmelerine Etkisi

Çin’in Wuhan kentinde başlayıp 2020 yılının ilk aylarından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan ve küresel bir salgın haline gelerek Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Pandemi” ilan edilen Korona Virüs (Covid-19) salgını, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkili olmaktadır.

Ülkemizde 12.03.2020 tarihinde ilk korona virüs vakasının tespit edildiğinin açıklanmasının ardından; Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Bakanlıkta düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan toplantıda öğrenciler, öğretmenler ve velilerin sağlığı için ülke genelindeki bütün okulların 16 Mart Pazartesi'den itibaren 30 Mart Pazartesi gününe kadar 2 hafta süreyle tatil edilmesinin kararlaştırıldığını ve 23 Mart Pazartesi gününden itibaren sunacakları alternatifler üzerinden, evdeki uzaktan eğitim süreçlerinin başlayacağını belirtmişti.

Ancak geldiğimiz son aşamada salgının artarak devam etmesi ve anaokullarında/kreşlerde hizmet verilememesi, ilk ve orta dereceli okullarda ise uzaktan eğitim sisteminin devreye alınması sonucu şimdilik kesin olmamakla birlikte 30 Nisan 2020’ye kadar okullarda fiilen eğitim verilmemekte ve bu sürecin uzayacağı belirtilmektedir.

Bu süreçte akıllara ilk gelen “Bu durum özel öğretim kurumları ile yapılmış olan sözleşmeye nasıl etki edecek?” sorusu olmaktadır. Bu yazımızda mevcut durumun özel öğretim kurumları ile yapılmış olan sözleşmelere etkisi borçlar hukuku hükümleri ile tüketicinin korunması hükümlerine göre incelenecektir.

Öncelikle söz konusu salgının sözleşmelere etkisi belirsiz bir konu olup; farklı hukuki görüşlerin değerlendirilmesi ve içtihatlar ile uygulama şekillenecektir. Açıklanan sebeplerle işbu yazının hukuki tavsiye niteliğinde olmadığını belirtmek gerekir.

Özel öğretim kurumları ile yapılmış olan sözleşmeler, MEB kontrolünde eğitim ve öğretim hizmetin görülmesi, yürütülmesi ve ücret gibi kısımlar tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bulunmaktadır. Bu çerçevede yazımızda özel öğretim kurumları ile veliler arasında akdedilen sözleşmelerin özel hukuk hükümleri kapsamında değerlendirmesi yapılacaktır.

Özel öğretim kurumları ile yapılan sözleşmeler, karşılıklı borç yükleyen ve sürekli edimli bir sözleşme niteliğindedir. Kurum; mevzuat çerçevesinde zorunlu olan eğitim ve öğretim faaliyetini taahhüt ettiği koşullar çerçevesinde sağlamak ve taahhüt ettiği ders dışı sosyal, kültürel ya da sportif aktiviteleri gerçekleştirmek yükümlülüğünü üstlenmektedir. Buna karşın veli ise; kararlaştırılan ücreti yine kararlaştırıldığı vade ve biçimde ödeme yükümlülüğü altına girmektedir.

Sözleşmenin tarafı olan özel öğretim kurumunun okul eğitim ücreti talep edebilmesinde; sözleşmeden kaynaklanan eğitim ve öğretim faaliyetini taahhüt ettiği unsurlarıyla birlikte tam olarak yerine getirmesi ve ayrıca belirtilen unsurlara müfredat çerçevesinde verilmesi gereken eğitimin yanı sıra sosyal, kültürel ve sportif etkinlik ve kursların da dâhil olduğu aşikardır.

Zira Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinin 53. maddesine göre ücretler; “Özel sözleşmelerinde sağlayacaklarını belirttikleri eğitim ve öğretim imkânlarına, gelişmelerine imkân verecek yatırım ve hizmetler ile diğer işletme giderlerine göre” tespit edilmektedir. Servis ve yemek ücretleri de bu kapsamda değerlendirilecektir.

Bu bağlamda; okulların kapatılmasından sonra uzaktan eğitim adı altında uygulamaya konulan birtakım etkinliklerin, online ders, mesaj uygulamaları üzerinden soru-cevap şeklinde yazışmaların, gönderilen videoların borcun tam olarak ifası kabul edilmesinin mümkün olmadığında anlaşılmaktadır. Bu duruma dayalı olarak karşı taraftan da ücretim tam olarak talep edilmesi hakkaniyete ve hukuka uygun düşmeyecektir.

Her özel öğretim kurumunun sunmuş olduğu eğitim ve öğretim imkânlarının farklı olduğu, aynı şekilde uzaktan eğitim hizmetlerinin de farklı olduğu düşünüldüğünde fesih, iade ve indirim gibi hakların kendi içinde özel durumuna göre değerlendirilmesi gerekeceği unutulmamalıdır.

I. TÜRK BORÇLAR KANUNU KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun “Borçların İfası” kısmının karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa sırasını düzenleyen 97.maddesinde; “Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.” düzenlemesi yer almaktadır.

Türk Borçlar Kanunun “Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi” başlıklı üçüncü bölümünde “Sona Erme Hâlleri” ayrıntılı düzenlenmiş ve “İfa imkânsızlığı” kavramı ayrıca hüküm altına alınmıştır. Yine İfanın tamamen veya kısmen imkânsız hale gelmesi durumları ile borcun ifasının aşırı-güç hale gelmesi durumu da ayrı ayrı düzenlenmiştir. Söz konusu kanun maddelerine göz attığımızda;

Türk Borçlar Kanununun 136. Maddesinde yer alan “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.” hükmü ile genel olarak ifa imkânsızlığı ve sonuçları düzenlediği görülmektedir.

Türk Borçlar Kanununun “Kısmi ifa imkânsızlığı” başlıklı 137. Maddesinde yer alan “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.” hükmü ile de edimin bir kısmına yönelik ifa imkânsızlığı hali düzenlendiği görülmektedir.

Türk Borçlar Kanununun “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı 138. Maddesinde yer alan “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” hükmü ile de öngörülemeyen olağanüstü durumlarda sözleşmenin uyarlanması veya feshi hali düzenlendiği görülmektedir.

Yukarıda zikredilen Türk Borçlar Kanunun 136. Ve 137. maddelerinde belirtildiği üzere Kanun koyucu, sözleşme kurulması sırasında olmayan fakat daha sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle, maddi veya hukuki bir sebebe dayalı olarak meydana gelen ifa imkânsızlığını düzenlemiştir. Hukuki sebebe dayalı imkânsızlıktan anlaşılması gereken, bir hukuk kuralı veya yetkili makamın kararı ile borcun ifasının engellenmesi; maddi sebebe dayalı imkânsızlıktan anlaşılması gereken ise borcun, doğa ve mantık kuralları gereği ifa edilememesidir.

Bu bağlamda; Dünya çapında ve ülkemizde çok ciddi tedbirler alınmasına sebebiyet veren Korona virüs salgını karşısında Milli Eğitim Bakanlığının okulların kapatılması yönündeki kararı ile özel öğretim kurumlarının hâlihazırda vermekte oldukları hizmetlerinin kesilmesinin hukuki sebebe dayalı bir ifa imkânsızlığı meydana getirdiği ve bu imkânsızlığın taraflara yüklenemeyen sebeplerden kaynaklandığı söylenebilir.

O halde sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlığın borçluya yüklenemeyen sebeplerden kaynaklanması durumunda borçlu aynen ifadan kurtulduğu gibi, alacaklının borcun ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararlarını tazmin etmekle de yükümlü olmayacağı ortadadır.

Özel öğretim kurumlarının anaokulu gibi uzaktan eğitimin işin doğasına aykırı olduğu hallerde eğitim verememesi ya da günde 30 dakika gibi “göstermelik” eğitim vermesi durumunda tam ifa imkansızlığı değerlendirmesi yaparak; tarafların aynen ifadan kurtulduğu ve hizmetin verilemediği döneme ilişkin varsa ödemelerin iadesi ya da bu döneme ilişkin ödeme yapılmaması uygun görülebilir.

Borç ilişkisinin sona ermesi sebebi olarak düzenlenen ifanın kısmen imkânsız hale gelmesi durumu ise, konu bakımından söz konusu olabileceği gibi zaman bakımından da söz konusu olabilir. Diğer bir deyişle sözleşme süresinin belli bir döneminde ifanın imkânsız hale gelmesi de mümkündür. Dolayısıyla karşılıklı edimleri ifa edilmekteyken belli bir tarihten sözleşme süresinin sonuna kadar ifanın imkânsız hale gelmesi durumu da Türk Borçlar Kanununun 137. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Bu kapsamda, eğitim ücretinin ödenmesi borcunun ifası da bu oranda talep edilebilecektir.

Bu bağlamda; bazı özel öğretim kurumları özellikle ilkokul-ortaokul ve liseler açısından şimdilik uzaktan eğitim ile hizmetin bir kısmının ifa edildiği; hizmetin taahhüt edildiği gibi yerine getirilemediği/eksik yerine getirildiği düşünüldüğünde ise kısmi ifa imkânsızlığından söz edilebilecek ve bu durumda da ücretten indirim hususu gündeme gelebilecektir.

Bununla birlikte; korona virüs salgınının özellikle hizmet akdi gibi sürekli edimli sözleşmelerinden olan özel öğretim kurumları sözleşmeleri yönünden geçici imkânsızlığa yol açması da muhtemeldir. Salgının etkisinin ne zaman sona ereceği bilinmemekle birlikte, okulların kapatılması, il dışına çıkma yasağı vb. süreçlerinin geçici olduğu bilinmektedir. Okulların ileri bir tarihte açılmasına karar verilmesi okulların niteliğine göre vermiş olduğu eksik edimlerin karşılanması halinde geçici imkânsızlık göz önüne alınarak somut olayın şartlarına göre ve dürüstlük kuralı çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerekecektir.

Servis, yemek vb hiç ifa edilemeyen edimler açısından ise ödenmiş ise iade hususu, ödenmemiş ise taraflar karşılıklı olarak yükümlülüklerinden kurtuldukları düşünülebilir.

II. TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME

Özel öğretim kurumları ile yapılan sözleşme, niteliği gereği Türk Borçlar Kanunu genel hükümler kapsamında değerlendirilebileceği gibi aynı zamanda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde de değerlendirilmesi mümkündür.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna (TKHK) baktığımızda;

- Kapsam: “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” (TKHK m. 2).
- Hizmet: “Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan ya da yapılması taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işleminin konusunu ifade eder” (TKHK m. 3/d).
- Tüketici: “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.” (TKHK m. 3/k)
- Sağlayıcı: “Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.” (TKHK m. 3/ı)
- Tüketici işlemi: “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi,” (TKHK m. 3/l).

denilmektedir.

Bu tanımlar ışığında; veliler “tüketici”, özel öğretim kurumları “sağlayıcı”, ücret karşılığı verilen eğitim “hizmet”, veliler ile özel öğretim kurumları arasında akdedilen sözleşme “tüketici işlemi” konumunda olup; söz konusu sözleşmeye ilişkin hukuki değerlendirme Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında yapılabilir.

Söz konusu kanunun “Ayıp Hizmet” başlıklı 13. Maddesi “Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir.” olarak tanımlanmış olup; ifa edilecek hizmetin sağlanmasının, hukuken yasaklanmış olduğu, idari karar ile engellenmiş olduğu hallerde de, somut olayın şartları incelenerek hukuki ayıp değerlendirmesi yapılabilir.

Her ne kadar; özel öğretim kurumlarının vaat ettikleri hizmeti gereği gibi sunamama veya eksik sunma hususunda kendilerinin bir kusuru olmadığı, salgın nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığının yani İdarenin kararı ile buna mecbur kaldıkları görünmekte ise de; burada esas olan bu sorumluluğun kanundan doğması ve hizmetin ayıplı ifasında sağlayıcının kusurunun olmamasının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağıdır.

Özel öğretim kurumları ile yapılan sözleşme kapsamında - Milli Eğitim Bakanlığının okulların kapatılması kararı ile de olsa - koşullara uygun hizmetin sunulamadığı, ayıplı hizmet ortaya çıktığı açıktır.

Sağlayıcı konumundaki özel öğretim kurumlarının, hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa etme yükümlülüğü bulunmakta olup; bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde kusur aranmaksızın Tüketici konumundaki velilerin seçimlik hakları doğmaktadır.

Buna göre söz konusu kanunun “Tüketicinin Seçimlik Hakları” 15.Madde 1.Fıkra gereği; hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir.

Özel öğretim kurumları ile yapılan sözleşme açısından Velilerin seçimlik haklarını değerlendirmek gerekirse;

- Hizmetin yeniden görülmesini isteme: İmkan varsa hizmetin yeniden görülmesi istenebilir. Yaz okulu açılması bu konuda sağlayıcının hizmeti yeniden görmesi için bir seçenek olabilir.
- Hizmet sonucunda ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımını isteme: Bu ihtimal çok uygulanabilir görünmemekle birlikte; ancak uzaktan eğitim yoluyla bir kısım dersler görülmüş, bir kısım dersler ise hiç görülmemişse, eksik kalan derslerin görülmesi istenebilir.
- Ayıp oranında bedelde indirim isteme: Bu ihtimalde bir kısım dersler görülememekte; ya da uzaktan eğitim ile verilen dersler eksik görülmekte veya yemek servis gibi hizmetler hiç görülememekte ise; durumun niteliğine göre bedelden indirim istenebilir.
- Sözleşmeden Dönme: Bu ihtimalde hizmetin hiç görülemediği veya hizmetin uzaktan eğitim ile görülmesinin işin doğasına aykırı olması durumlarında özellikle bakım/barınma, sosyalleşme, kalın-ince motor beceriler kazandırma, bir öğretmenin gözetiminde bulunma gibi temel amaçlar güden anaokulları/kreşler açısından sözleşmenin feshi mümkündür.

Bu bağlamda; anaokulu/kreş gibi özel öğretim kurumlarınca taahhüt edilen eğitim ve öğretim hizmetinin uzaktan eğitim ile görülmesinin işin doğasına aykırı olduğu durumlarda velilerin sözleşmeden dönme ve ücret ödemesi önceden yapılmış ise alınmayan hizmet oranında iadesi, eğer yapılmamış ise ödeme yükümlülüğünden kurtulacağı; ilkokul, ortaokul, liseler açısından ise uzaktan da olsa bir eğitim ve öğretim hizmetinin verildiği düşünüldüğünde gereği gibi görülemediğinden bahisle sözleşmenin feshinden ziyade ücrette indirim talep etme hususları gündeme gelebilecektir.

Ayrıca söz konusu 6502 sayılı TKHK’nın “Zamanaşımı” başlıklı 16. Madde 1. Fıkrasında; “Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir.” denilmekte olup; burada söz konusu zamanaşımı süresinin ayıbın ortaya çıkmasından değil ifanın yani eğitim hizmetinin ifası tarihten itibaren başlayacağı hususu dikkate alınarak hareket edilmelidir.

Sonuç olarak; salgının ve tedbirlerin geçici olduğu hususu göz önüne alındığında; velilerin ahde vefa ilkesi gereği bir müddet daha sürecin gidişatını beklemesi ve yukarıda belirtilen kanun hükümlerinin uygulanabilirliği özel öğretim kurumları ile yapılan sözleşmelerin kendi özel şartları ve somut olaya ilişkin durumları açısından (anaokulu/kreş olması, uzaktan eğitimi hiç almaması, uzaktan eğitimi kısmen alması, servis ve yemek hizmetlerinin hiç alınamaması vs.) ayrıntılı değerlendirilerek hukuki yol izlenmesi gerekeceği kanaati oluşmaktadır.

Av. Aysun ERDEN ONAY